8 Tem 2015

Şehir

İstanbul'da yaşamaya karar verdiğimde, sen çatı katı bir evde yaşa demişti bir arkadaşım.. ''Çatı Katı Kadınları diye de kitap çıkarırsın, a ismi de güzel oldu bak.'' demişti. Çatı katları güzel olur.. Şimdilerde pek görüşemiyorum kendisiyle, şehrin yoğunluğunu bahane ederek birbirimize en acımasızından. Çatı Katı Kadınlarından olamadım İstanbul'a gelişimin şu 2.5 yılında.. Tüm evlerim giriş katı oldu, bahçeye bakanlardan... Ya da apartman boşluğuna bakan odalar.. Şehirde yaşamanın acımasızlığı daha sert çarpsın diye suratınıza... Sabah olur, güneşi selamlamak istersiniz. Sonuç ? Perdeyi açtığınızda yan apartmanın soğuk çıplak duvarları selamlar sizi sabaha..

Belki de şehirde kısılıp kalmış insanların kaçışıdır giriş katı evler.. Bahçe olmayan şehirlerinde toprağa duyulan özlemi gidermenin adıdır balkona ekilen minik saksı dolusu çiçekler..

Şehirden toplanıp kaçmak lazımken şehrin kalabalıklığı yalnızlık korkumuzu gideriyordur belki
Belki  kaçamayışımız da bundan sebep.

1 Tem 2014

nokta

Bir parca melankoli bırakınız suraya. Elimi kaldirdigimda dünyayi durdurup ters cevirmek istiyorum. Elimi kaldirdigim vakit duran tek sey taksiler... Atlayip karincalari duyabilecegim yere diyorum. Adam anlamiyor. Ben, beni anlamayanlara bir yenisini daha ekleyip gülümsüyorum.. ve hala karincalari duyamiyorum..

12 Haz 2014

yok

Boşluk...
doldurulamayacak kadar büyük. Yatak altı yapılmış muhabbetler. Yatakta kalmış ilişkiler.. Hissedememekle hissettiklerimi kusmak arasında kalmışlık. Kıpırdayamamak ya da algı bozukluğu. Pismanlığın kelime anlamı ve bendeki anlamıyla çelişmek.
Boşluk büyüdükçe içindekilerin küçülmesi. Boşluk büyüdükçe içine düşme isteği. İçinden çıkılamayacak durumların karmaşası. Kara delik bir nevi. Bir nevi delilik.
Acizlik toptan tüm deyişlerin, tüm hislerin karşılığı.

6 Haz 2014

Hayır



Bizler güçlü kadınlardık... Adamlarımızı uyutup salonda gizlice yalnızlığımızı yaşardık. Gizlice ağlar, gizlice susardık.. En güzel rujumuzu adamlarımızı öpmek için sürer, bozulmasın diye dört dönerdik. Mutluluğumuz! Bizler güçlü kadınlardık.. Adamlarımızı uyutup kedilerimizle uyurduk.. Kedilerimizin yalnızlığından değil de adamlarımızın çoğul oluşundandı belki de. Bizler, kedileri ve kırmızı rujları olan güçlü kadınlardık. Ağladığımızda o kıyamadığı kırmızı rujlarına rimel karışan güçlü kadınlar...

13 May 2014

çığlık atmakla sessizlik arasındaki tını farkı

Neden çamaşır katlamayı beceremiyorum diye düşünürken...

Beynim hamur gibi. Çeksem uzayacak cinsten. Çekip uzatabilsem keşke. Belki aradaki düşünceleri çekerek kopartabilirdim o zaman. Katlanamamış çarpık eşyalarla, odada kıyafetsiz ve kifayetsiz oturmuş boş duvarı seyrediyorum. Sigaramın nerede olduğunu düşünemeyecek kadar yorgunum. O kadar ruhsuzum ki nefes alışım bile tek ritim.
Aidiyet duygumun gelişmemiş olmasını dilerdim ya da hislerimin kelimelerden kopup kişilere ulaşabilmesini...
Boşversene!
Ben en güzel ağlamayı becerebiliyorum. kimse yokken!

10 May 2014

anlam

Sadece dinle. onun ağlamalarını, acı çekişini, neden diye sorgulamalarını.
Nefessiz kalışlarını...
Bugün oturup bunları düşündüm. Hava en sevmediğim türden.
Sen, yoksun. Aslında olman gereken yerde duruyorsun.

Gerçeklik, güzel olan her şeyin üzerini örtmeye yetecek kadar güçlü. Cesaret delilerin işi.

23 Oca 2014

intihardan bakmak

İntihar etmek için çok güzel bir dünyada yaşıyoruz. Hayata geliş amacımız ne ki? Bizden milyarlarca yıl önce kurulmuş bir düzenin içine doğuyoruz. Bize dayatılan etiketleri kabul etmediğimizi varsaydığımızda bile, kendimize bir etiket almış oluyoruz. Diğerlerinin beğenmediği, kabul etmediği, sevmediği etiketleri alıyoruz. Marjinal oluyoruz, değişik oluyoruz yine de bir şekilde etiketleniyoruz... Diğerleri kim? Bizim dışımızdaki herkes... Kendimize, bize benzeyenlerden birer topluluk yaratıyoruz. Darbe almamak için, yalnız kalmamak için ya da bunun gibi bir sürü şey... Kimseyi düşündüğümüzden değil, kendi bencilliğimizden..
Kaosta yaşamayı düşünemeyiz. Her kaos kendi içerisinde kendi düzenini yaratmakta. Farklı şekillerde, farklı boyutlarda adlandırılmış düzene bir şekilde dahil oluyoruz. Hiçbir şey yapamadığımız an, kendi düzenimizi yaratıp içine giriyoruz. Bunun etiketi de dışlanmak oluveriyor.
Toplumun benimsediklerini benimsediğimizde ise, içinde yaşadığımız düzenin içerisine hapsolarak devam ediyoruz, hayata! Kendimize gelecek hazırlıyoruz. Ne için? Bilmiyoruz. Düzen, bunu yapmamızı söylüyor, yapıyoruz. Sorgulamayı ilerlettiğimiz an deliliğin eşiğindeyiz. Delilikten korkuyoruz. Neden? Toplum tarafından kabul görmeyen her şey korkucutu çünkü.
Anda yaşıyoruz aslında. Her şeyimiz şu saniye... Benim bu yazıyı yazdığım an, sizin bu yazıyı okuduğunuz kadar kısa her şey... Anda yaşadığımızı hiç hatırlamayarak, geçmişe anlamlar yükleyip geleceğimize taşıyoruz. Tüm varlığımızla, benliğimizi... Evrene ayak uydurduğumuzun farkına bile varamayacak kadar aciz durumdayız.
Evren bizi hiçbir şekilde umursamıyor. Biz, her zamanki gibi, kendi bencilliğimizle bizi önemsediğini zannederek yaşıyoruz. Dünyaya gelmemiş olabilirdik. Düşünceden ve enerjiden ibaret benliğimizle hiç olmayabilirdik. Bu kimin umrunda? Yine, sadece bizim. Evren olağan güzelliğiyle akışına devam etmekte ve bizim intiharımız, yine bizi ilgilendirmekte!
Hayattaki amacımızı bulmak da  sorunumuza katkı sağlamayacak, sanırım... Bir şekilde bu evrende yaşıyoruz. Ayak uydurarak ve ayak uydurmaya çalışarak yaşamaya devam edeceğiz.. Sadece tüm olan bundan ibaret. Gerisi bizim teferruatımız!


Ve, doğanın seslerine dokunmayı başarabilseydik, evrene karışmamız daha kolay olurdu, belki.