25 Kas 2011

umursamamalık.....

bazen ölürsün...
doğmak için.
anka kuşu misali...
neden öldüğünü bilirsin de.
neye doğduğunu bilmezsin.

bazen ölürsün.
sadece ölmek için.
insan misali..
neden öldüğünü bilmezsin de.
neye öldüğünü bilirsin...

sonra düşünürsün.
yaşarken kimler vardı yanımda.
öldürdüler beni.
öldüm.
kimler var yanımda...
ya da kimler yok.
ya da kimler aslında hiç olmamış.
hep ben hiç olmuşum, herkes hep olurken.
ben herkesi hep, hep sanmışım.
kimleri?
benim olmayan herkesi.

bazen ne ölürsün ne yeniden doğarsın.
sadece yaşarsın.
yaşamak için.
yaşa ve gör.
bazen ne ölmek istersin ne doğuşa uyanmak.
sadece yaşarsın.
ne hiç ne hep.
sadece yaşarsın.
insanlık ölür o ara umursamazsın...

17 Kas 2011

benim olmayan yazı.

‎"Bazen hiç tanımadığımız bir insanı; onun sizden uzakta geçen zamanını 
belirleyen kişi olduğunuzu fark edersiniz. Bu aslında sanatın ve bir yumak haline gelmiş 
sorunlarınızın neticesidir. İçe dönük hayatınızın ve uslanmaz dilinizin size kazandırdığı 
parlak tecrübe... 

Bu insanlar kalbinize ulaşacakları her cereyanı ağır hasta olarak yanlarında taşırlar.Tapınılacak yalnızlıklarına ortak bulmuşlardır. Bir fotoğraf ya da bir şiirle yaşarlar.İşin en kötü tarafı acıyarak ya da acıtarak sevmeyi öğrendiklerinden
dikkat ve zekaküpüdürler. Onlara dokunmayı,teselli verici birkaç sözcüğü bulana dek
duygular aşk noktasına doğru atak yapar. Gördüklerine sahip olmayı arzulayan
çırpınışları sessiz
yanıtlar olarak karşılarsınız.

Bazen cesaret verici olaylar olur. Kuru teşekkürünüzden daha fazlasını
katarsınız
sözcüklere. Bir başkasının kalbini dolduran heyecanlara açık kapı
bırakırsınız.
Ama bu sizi çocuksu talebinizden başka bir şey değildir.
Karşılaşmak. Hayat boyu taşıyacağınız yeni bir işaret bulduğunuzu sanmak.
O zaman
işler karmakarışık olur. Görüldüğü kadar kolay değildir içinizdeki
kırgınlığı bağışlamak.
"Yapmamalıydım" dersiniz. Perdeleri açmamalıydım.

Bazı yolculuklara dönüşler düşünülmeden çıkılır. O bazı yolculuklara her
gün çıkarsınız.
Tanrının yabancılıkla ödüllendirdiği çocukluğunuzla yan yana yürürsünüz.
Çimenlere
iliştirilmiş yazıyı dikkatle okursunuz “Çiçek Dalında Güzeldir.”

Bazen hiçbir şey olmaz. Kimse yaralarıyla inleyen şiiri görmez. Sesi
olmayan bir kapının
kapandığını fark edersiniz. Umursamazlığınızı bir jilet gibi yanınızda
taşırsınız.
İkon tarzı duruşunuz ve sertliğiniz konuşulur.
Başkalarının cesaretini kıran tarzınız, tanımadığınız insanların düşlerine
gömülür.
Size ellerindeki adresler ve şiirlerle ulaşamazlar. En başından
kaybettiklerini düşünürler.
Gerçeğiniz karşısında yalancı ve çocukturlar.

Bazen dostluk ya da aşk yerin savaşla tanışırsınız. Onlar kalplerini,
zekalarıyla donattıkları
bir savaş alanına dönüştürürler. Birdenbire kendinizi gardınızı almış
bulursunuz.
İki kişilik savaşın nasıl ve hangi nedenlerle başladığı bilinmez. Güçlü
kadın imajından
kuşkulanırsınız. Böyle durumlarda saçma da olsa bir nedene ihtiyacınız
vardır.
En yakın dostunuz kahvesini yudumlarken bu nedeni söyleyiverir. Sinirden
yeni silahlar,
yeni ve ağır karşılıklar bulmak için harekete geçersiniz. Oyuna
gelirsiniz. Kaybetmeye
alışık olduğunuzu unutursunuz. Nefretten doğacak aşkı beklersiniz.
Nefret büyür aşk onun gerisinde kalır.

Bazen göz yaşlarınıza değen birini bulursunuz. Silik bir anıdan içinizi
saran hayaller
yaratırlar. Kaybolmalarından, yiyecekleri darbelerin onları
sıradanlaştırmasından
korkarsınız. Başlayamamaktan ya da bitirememekten, gülümserken
sakladıklarınızdan,
elinizde kalanların boşluğundan, yeri doldurulamaz vedalardan
çekinirsiniz.
Yine de parlak tecrübelerinizi unutup derinlere dalacak cesareti ve
deliliği yakalarsınız.

Ucu kırık kalemleri sırf bu yüzden saklarsınız..."
UMAY UMAY

7 Kas 2011

'beni özle' bazen sadece yazıldığı gibi okunur.özlersin.sonsuza kadar sürmez.hiçbir şey gibi.



karamsarlığa sarmalanmış ruhlarımızla, hoş bir gecenin arkasından gelen 'beni özle' cümlesini bile algılayamayacak kadar köhneleşmiş bedenlerimiz buluşmuyor, ılık bir veda cümlesini duyamayacak kadar sağır kulaklarımızda başka başka çığlıklar yankı buluyor ve biz 'beni özle'den çok öteye geçmiş kişiliğimizle, bunu belki de gerçek bir veda kalıbına oturtuyor ve korkuyoruz!
ya ardından gelecek kelime olgusu kuru bir 'bitti' ise... ya da 'olmadı' bile diyemeyecek kadar cesaret yoksunu ise karşındaki ve gidişi gelişinden daha sessiz, çok sessiz olursa...
korkuyoruz ve en yakınımıza daha önceki yaşanmışlıkla bakıyoruz, ya yine aynısı olursa... karşıdan gelen gözlerdeki ses saçmalama dese de, ruhumuz çok yaralı...
beni özle cümlesi bitti yüklemiyle hayat bulmasın bulamasın diye başka şeylerden bahsedip duymamazlığa geliyoruz. ama gözlerimiz ya... diye başlayan cümleye gebe... 

ya yine aynısı olursa...
bir davette karşılaşırsın,seversin, o da, sanırsın ...sabah uyanırsın yine hoş bir günü bitirmişsindir  ya da sen öyle sanmaktasındır. teknolojik bir sesten gelen mekanik bir yazı beliriverir ekrana BİTTİ. sessizlik olur sonrası. biten başka şeylerdir o an anlamazsın, karşındaki de bilmez neleri bitirdiğini ama giden tek bir birey değildir hiç bir zaman...

ya yine aynısı olursa...
bir gece bir sohbet başlar bir yerlerde.. noktalar şifre olur, sohbet koyulaşır. ama aslında hep o anda kalınmıştır, fark edilmez. karşındaki kendi kendine gelir, sonra beğenmez gider, sonra gelir gibi olup temelli gider. gittiğini bile anlamazsın, zaten dillendirme gereği duymaz. giden hiçbir zaman tek birey değildir.o an anlamazsın...
.
.


mutlu yazı olmalıydı bu. mutluluk var çünkü...
'beni özle' bazen sadece beni özle demektir ve içinde yan anlam barındırmaz.
seni özledimdeki yalınlık gibi...
aynıları kaldırıyor ve sadece inanıyorum. inanmadaki yalınlıkla birlikte...

ve seni özledim...
ama bir gün bitecek sevgilim, bir şekilde, her şey gibi....
hiçbir şey sonsuza kadar sürmez!