20 Ara 2013

İtiraf gibi biraz.

  hüzün sevdiğimden hep...

         Bu gece hiçbir şey olması gerektiği gibi değil. Bu gece hiçbir şey planlanmış değil. Kapıları çarpmışım kimi kez bu yazılarda. Kimi zaman doğanın seslerini sorgulamış, sorgulatmışım aklımca.  Ne çok boş kelime yazdığıma kendim bile şaşırıp kalmışım çoğu zaman. Susmuş olmamızı camın düşerken çıkarttığı sese benzetmişim, biraz. Kiminize duvarları layık görmüş, kiminize incecik camlar koymuşum. Hep size serzeniş etmişim de hiç kendime kızmamışım. Beni değil de hep sizi konuşmuşum. Haksızlık ettiğim adamları sarılıp öpmüşüm de hiç kendimi kalbimden öpüp iyileştirmemişim. Hüzün sevdiğimden belki de... Yarım iç sesleri biriktirmişim çook eskilerden beri. Çook eskilere dair... Yüzüne hiç dokunamadığım aşkları sevgi sanıp sırtlanmışım.Temelde ben hep en çok korkmuşum da hiç dillendirememişim. Gitmelerinize değil! Yalnız kalırım yine düşüncesine...

         Bugün de tam böyle oldu. Korktum! Yüzleşir miyiz ki sorgusunu bile soramadan, kaçtım. Sonra aklıma kırmızı deftere yazdığım geldi. Bir şey kalmıştı sana dair. Sonrası gerçekten yüzleşmekten ibaret!
                                                                                    

&

  Bir adet ucuz pudra ve göz kalemi ile boyanan suratı, tek damla gözyaşı tekrar eski haline getirmeye yetiyor. Akmış rimellerle birlikte siyahlaşmış damlalar... Evde duramayıp yakın arkadaşla çıkılan sokak... Buz gibi hava, soğuğun yüze çarpmasıyla ayılan beden. Ya da öyle zanneden beden!
  Kahvaltı sofrasının bayat ekmekleri. Niye anason kokuyo bu kafe? Yan masada beyaz eşya alımından konuşan, çift mi değil mi anlayamadığım kadınla erkek...  Perde muhabbetleri midemi bulandırıyor ya da midemi bulandıran başka şey.
  6.30'da uyuyup 8.30'da uyanan ben... Kurmalı saat gibi, buçuğuna kadar net! Net olmayan kafam ve net olmayan konuşmalar var. Hepsi benim. Hepsini çok güzel sevdim.
  Havayı dağıtmak için dergiden resim gösteren arkadaş. Onun neden gözleri buğulu? Fonda Haluk Levent... ''Bu aşk burada biter...'' Baktığım dergide buzdolabı resmi...
Her şey kurgulanmış gibi sanki. Şarkı, anason kokusu, dergideki resim. Hepsi gerçek olamayacak kadar kurgu, kurgu olamayacak kadar can acıtıcı!
   Neden gözlerim doldu? Ne zaman eskiye döner zaman? Döner mi? Sadece sarılsam yeterdi. Bir daha sarılacak kadar yakın olur muyuz? Öper miyim gözüne yakın yerden.
   Hayat bardaktaki çayın soğuma hızı kadar kısa. Çay da soğumuş zaten!
                                                                                                           _ Eskişehir,Sıla Kafe,Ocak13.

Ve, mutlusun biliyorum. Hep öyle kal.

Mutluyum çünkü ben de, en temelimde!












19 Ara 2013

cam*

Aramızda duvardan ziyade ince bi cam var. Buğulu bile değil halbuki. Seni alabildiğine hissetmeme rağmen orada olduğunu bildiğim ince bir cam. Beni deli eden, sana tam anlamıyla ulaşmamı engelleyen cam. Kırsam, ki izin vermiyorsun, ellerim kanayacak. Kırdığım an, sen gitmiş olacaksın, tamamen! Bizden bir şey olmayacak biliyorum da camın kırılmasını bekliyorum. Cam kırıldığında ilk giden ben olurum belki de diye. Onun gibi bir şey ya da... Belki ikimiz de geliriz bu sefer, hani olmaz ya. Olur belki de diye...

Boş Laflar Kumpanyası

 9Aralık13
Neden aşık olduğumuzu avazımız çıktığı kadar etrafa bağıramıyoruz? Neden seni seviyorum kelimesi bu kadar zor ağızdan çıkıyor ya da neden ne hissettiğimizi bir türlü kafamızda oturtamıyoruz?
Neden aşk ve sevgi denildiğinde bir erkek ve bir kadın akla geliyor? Ya da güzel kadınlar ve yakışıklı erkekler?..
Neden yapmak istemediğimiz işi sırf para kazandırıyor diye yapmak zorunda kalıyoruz? Neden para bu kadar kıymetli ve büyümek bu kadar zor?
Neden sürekli birbirimize birbirimizi anlatmak zorunda kalıyoruz? Aslında hissetmek daha kolayken...
Neden sürekli acaba başka bir hayatımız olsa nasıl olurduk diye düşünüyoruz? Neden hiç memnun değiliz ve memnuniyetsizliğimizi saklıyoruz? Neden hep daha iyiyi amaçlıyoruz? Daha iyinin aslında ne olduğunu bilmeden hem de! Başka bir hayat yok! Haydi çıkıp sek sek oynayalım ya da daha çok ''neden'' diye düşünüp hiçbir sonuca varamayalım!


 &


19Kasım13 - 03.23
Uyandığım andan itibaren, gün boyunca - Herhangi bir zaman diliminde, intihar eğilimi göstermediysem sanırım iyiyim. Buna açık oldukça meyil seyrederken, tabiri caizliğin tam ortasında paçalarımdan mutsuzluk akıyorken, hatta içim bana dar gelip yine de çığlık bile atamamışsam ve tüm bunlar oluyorken yaşamamalıyım dememişsem... Kötü değil, mutluyum. ( günlüğün herhangi bir gününden- bugünden. Mutlu olma senfonisinin bu kadar tiz sesler çıkarttığını bilmiyordum.)

 &


1Kasım13
Şimdi ne çok boş kelime yazılır. Aslında ne çok serzeniş gerekli buraya! Şimdi nasıl da güzel nokta koyulur cümlelere... Mumyalanmış, soğuk kalplere en çok ışık gerekir, asıl şimdi! Ne çok anlaşılmayan şarkı dinlenir ve hepsi kendine yontulur. Ah, şimdi ne çok şarap gerekir. En çok kırmızı! Sonra sırasıyla ne kadar çok boş şişe birikir, çokça kültablası. Ve aslolan, biz ne kadar çok boş şeylere üzülürüz!
( kasım'ın soğukluğuna... Senin güzel parfümüne, benim vurdumduymaz gözükmeme, aldatılmaya, aldatmaya, sevişmenin güzelliğine, sevmenin acımasızlığına, kafa karışıklığına ve daha bir sürü boş şeye.)

18 Kas 2013

başlık- yayın yok-

Çok canım sıkılıyor. Keşke burda olsaydın. Biraz şarap içer, belki bir film seyreder, sevişir uyurduk. Tamam, vazgeçtim. Biz bunların hiçbirini yapmadık seninle. Tamam, yalan söyledim. Biz bunların çoğunu yapmadık seninle. Yapmak istedik belki ama kafamız şaraba gelene kadar zaten iyiydi, hep. Film olmuş hayat felsefemize, hiçbir filmi sığdıramayarak hep filmlerin yarısında uyuduk. Biz seninle hep en güzel seviştik. Sevmenin kökeninin bu olduğunu düşündüğümüzden belki de... Belki de yalınlığımızdan ileri geldi. Bunu çok güzel kullandık. Her şeyi darmadağın edip bıraktık.
Çok canım sıkılıyor. Keşke burda olsaydın. Biraz şarap içer, belki bir film seyreder, sevişir uyurduk..
Ya da neyse işte. Böylesi iyi.

9 Kas 2013

iyi

Satır sonuna sığmadığı için, birbirinden ayrılan/ ayrılmak zorunda kalan kelimelerin arasına koyulan ayraç gibiyim. Satır sonunda intihar eden cümlelerdenim. Satır sonu cümleleri... Söyleyecek çok kelimem olmasına rağmen hiç konuşmayan, konuşmaya cesareti olmayan insanlardanım. Ne için konuşacağımı biliyorum ama ne için susmam gerektiğinin daha çok farkındayım. Konuşmak, şimdi dillere çok yara verecek.

Gelip beni alması için birine ihtiyacım var. Gelip beni alması için beklediğim biri. Yemek yemek ve sabah uyanmak için nedene ihtiyacım var. Sabah erken uyanmak için daha çok nedene ihtiyacım var. bir dolap dolusu eşyamı sığdıracak yere ihtiyacım var. Toplumun bana dayattığı düzeni kurmaya ihtiyacım var.
Hayır, yok!
                  *Bunların hemen olması için direten insanlardan kurtulmaya ihtiyacım var.
Benim daha çok sevilmeye ihtiyacım var. Omzumu yaslayacağım birine ve o çok sevdiğim parfüm kokusunu içime çekmeye ihtiyacım var. Beni sevdiğini söylemeden anlamama ihtiyacım var.
Hayır, yok.
                 *Bunların olması için direten benliğimden kurtulmaya ihtiyacım var.


Eğer ölemiyorsak, yaşamaya ihtiyacım var!

16 Eki 2013

Ağız dolusu

Ağız dolusu kusmuk diliyorum sana. Ağız dolusu konuşuyorum duyuyor musun?
Neyse işte, ondan.
Klavyenin tuşlarını göremeyecek kadar karanlık ortalık ya da gözlerimi kapatmışım sana.
Düşünmeden yazıyorum da hiç düşünmeden konuşmuyormuşum, farkettim.
Özenle seçiyorum harfleri bile. Tek tek, yavaş yavaş...
Ortalık pek sessiz. 'Çıt' bile gitmiş, o derece yalnızım bu gece!
Şarabım yok, tütünüm bitmiş. Sen kimsin ki tanımıyorum aslında, sadece yazıyorum...
Bi çift vardı yanımızda, sonradan ortamı terk eden. Kendimle ilgili tüm büyüyü onlar bozdu!
Adamın yüzü kadının suratında dolaştı, kadının yüzü adamın omzuna değdi. Başını kaldırıp bi gülümsedi.
Sonra, ben öldüm.
Çok güzellerdi, çok seviyorlardı belki çok sevişiyorlardı.
Ağız dolusu kusmuk diledim sana, o an.
Sonra unuttum.

Ağız dolusu kusmuk, ağız dolusu tıkırtı, ağız dolusu lakırdı, ağız dolusu baş ağrısı, ağız dolusu küfür, ağız dolusu öpücük biriktirdim. Yalnız olduğum her gecenin anısına...

13 Eki 2013

no name

Kafam iyiyken yazılar yazıyorum. Bazen kafam hep iyi.

Yazı yazmaya bile üşenir olmuş bu bedenin ve zihnin sancıları, seninle aynı yatağa girdiğinde çığlık oluveriyor. Nasıl ya da ne şekil bilmiyorum. Tenlerin birbirine değip yandığı yerde başlıyor hikayemiz ve aynı yerde bitiyor. Eskilerden kalan pek çok yanık var üzerimizde, atamadığımız. Bizimki başka türden.. Ya da başka türden olduğuna inandırmak istiyoruz beynimizi. Ya kafamızın hep güzel oluşundan ya da inadına ayık olduğumuzdan hayata karşı, başkalaşamıyor ve tenlerimizin birbirine değdiği anda kalıyoruz. Başka söyleyecek kelimemiz yok!

Kalkıp tütün sarayım en iyisi. Gider balkonda içerim. Sonra bedenime büyük gelen iki kişilik yatakta kıvrılır yatarım...


8 Haz 2013

Başka bir muhalefet!




Taksim yayalaşma projesi nedir?
Proje kapsamında trafik tamamen yer altına alınarak Taksim Meydanı'nın Gezi Parkı ile bütünleşmesi sağlanacak. Meydanın ortasında kalan metro ve füniküler çıkışı da yanlara alınarak yayaların İstiklal Caddesi ve Tarlabaşı Bulvarı'na kesintisiz erişimi gerçekleşecek.
Buraya kadar olan kısım da hiçbir sorun gözükmüyor. Hatta okuduğumuzda ‘ne kadar güzel’ bile diyoruz!

Peki gerçek ne?
Taksim ile Gezi Parkı bütünleşirken Gezi Parkı’nın yerine Topçu Kışlası yapımı da onaylandı. Gezi Parkı betonlaşmış İstanbul’umuzda nefes alabildiğimiz tek yer. Ağaçların belli bir kısmının kesilerek betonlaştırıldığı Gezi Parkı eylemlerinin çıkış noktası tam da budur!
 Kimilerinin sadece ağaçları savunmuyorlar demesi normaldir. Sadece ağaçları savunmuyoruz, 2002 yılından beri alınan haklarımızı geri almak istiyoruz.
 Hangi haklarınız diyeceksiniz? Birçok köşe yazarı, yazar, çizer zaten nemalaşmayı, kanunsuzluğu, özelleştirdiği yerleri yazdı çizdi. Bizler sadece, o ağaçların gölgesinde, daha aydınlık yarınlar için nefes almak istiyoruz!
 Nefes aldırmıyor muyuz diyeceksiniz? Eğer tek derdimiz günü kurtarmak ve bugün de karnımız doydu çok şükür deyimli yaşamak olsa idi belki… 

Muhalefet mi yapıyoruz?
Herkes yazdı, çizdi, konuştu. Muhalefet pasif kaldı. Evet, çünkü kimi eylemden yararlanıp oy peşinde, kimi kendi politikasını yayma peşinde, kimi de etliye sütlüye karışmıyor. 
Halk, muhalefetin yapamadığını, yapmadığını yaptı, bir karşı duruş sergiledi. Yapılanlara dur demenin ilk adımıydı Gezi Parkı ağaçları…
Mesele sadece ağaç değildi, elbette. Gezi Parkı’ndaki ağaç kesimlerine gelene kadar olan yasaklar, artan vergiler, kadınların bedenlerine, insanların yatak odalarına kadar karışan yasalar, tarihte adı hiçte iyi anılmayan padişahın adının köprüye verilmesi, yıkılan sinemalar,  iyilik yapıyor gibi görünüp halkı kandırmalar ve yıldırma politikaları olayların bu kadar büyümesine yol açtı. Ağaç kesimi bir kırılma noktasıdır. Ağaç, bir bakıma da sembol oldu. Direnişin, boyun eğmeyişin sembolü...

Peki, neden şimdi?
Bu yasalar, yasaklar kısıtlamalar neden insanlara şimdi bu kadar ‘batmaya’ başladı? 2002’den beri iktidar olan partinin yaptırımları neden şimdi bu kadar göz önünde? Çünkü hükümet, artık ‘ben’ dili kullanmaya başladı. Önce devlet kurumlarını, yargıyı, eğitimi, sağlığı kendi yanına çekti. Artık karşısında hiç kimsenin duramayacağını zannettiği an peş peşe yeni yasa tasarıları, yeni vergilerle halkı ‘kendi ‘isteğine göre yönetmek istedi. Bu yaptırımların sonuncusu Gezi Parkı’ndaki ağaç kesimleridir. Halk artık göz yummayı bıraktığı an da bir patlama oldu. Direniş tüm Türkiye’ye yayıldı.

Hükümet istifa eder mi?
Direnen insanlarda da, direnişin karşısında olan insanlarda da aslında tek bir soru hâkim bu olaylar ne zaman biter? Direniştekilerin cevabı net, isteklerimiz yerine geldiğinde. Peki, ne istiyorlar- ne istiyoruz? Özgürce yaşamak. Hükümetin yanında olanların cevabı da net, Başbakanı size yedirmeyeceğiz.  Yeni miting tarihi veren Başbakanın görünürde istifası yok gibi…
Peki, bu sivil direnişin muhalefeti başka bir yolla mümkün mü? 21. Yüzyılda ve teknoloji çağında yaşadığımız bu koşullar altında evet!  Hem de mevcut muhalefet liderlerinden başka bir muhalefet bile mümkün!
Hayal kuruyorsunuz diyorsunuz içinizden. Hayır, bu halk aslında çok fazla muhalefet, çok fazla iktidar lideri gördü. Türkiye tarihi 2002 yılından başlamıyor. Devlet yandaşlarına gözünüz boyanmış, koyun olmuşsunuz derken aslında bizler de koyuna dönüşmüşüz! 

Başka tür bir muhalefet mümkün hem de örneği ile birlikte. *
Beppe Grillo İtalyan bir komedyen. Bundan 4 yıl önce 60 yaşında iken mevcut düzene ve hükümete karşı çıkan bir harekete girişti. Yanında da bir işadamı Casaleggio vardı. Bloglar kurdular ve söylemlerini internet üzerinden çeşitli kanallar ile yaymaya başladırlar…

Bundan sonra olanlar ise;

- İtalyan siyaseti Berlusconi hükümeti ve muhalefet partileri ile çıkmazdaydı.
-Grillo ve Casaleggioile büyüyen  ‘5 yıldızlı hareket’ adını alan parti ‘sağ, sol’ kavramlarını bir kenara bıraktı ve sisteme savaş açtı.
-Hiyerarşiye karşı olduklarından partinin lideri yok sözcüsü vardı ve aslında kendilerine parti de demiyorlardı.
- Grillo, “Ben aday olmayacağım. Seçilen arkadaşlarım da maaşını halkın hizmetine sunacak. Her harcama, internette şeffaf hale gelecek. Her vekil, 6 ayda bir internet üzerin-den seçmenlerinin güven testinden geçecek. Güven tazeleyemeyen çekilecek” dedi.
-Grillo kampanya sırasınca hiçbir tv kanalına çıkmadı. Ücretsiz ve sansürsüz bilgi akışı...
Şeffaf siyaset, özgür medya...
Yeniden devlete devredilmiş sağlık ve eğitim hizmeti... Sürdürülebilir toplu taşıma, yenilenebilir enerji yatırımları vaat etti.
Yolsuzluğa karışan işadamlarını, bankaları isimleriyle teşhir etti. Bu mesajlar, twitter’daki 2 milyon takipçiyle seçmene, facebook’tan, YouTube’dan halka ulaştırıldı.

Sonuç?
2 ay önceki seçimlerde ‘5 yıldızlı’ yüzde 25 oy ile 1. Parti oldu. İlk kez meclise giren 162 genç parlamenter ile birlikte!
Partiler şaşkın. Bugüne dek rüşvetle partileri teslim almış mafya şaşkın... Medya şaşkın...
Sizce de Türkiye’de bunun vakti gelmedi mi?




*Can Dündar’ın Milliyet Gazetesindeki Başka Tür Bir Muhalefet Mümkün yazısından derlenmiştir.

23 May 2013

başka bir aşk

Sadece kelimelerim var elimde. Yaşamımdan kopanların ardından süregelen bir sürü kelime... Tüm gidenlerin ardından bir çok anlam yükledim. Çok mu geldi ki arkası dönük fotoğraf ? Yazı bu şekilde olmayacaktı. Şarkıyı ilk duyduğumdaki his bu değildi. Bir sürü kelimem var elimde sadece. Çok fazla gürültü, çok fazla aşk var! Ve başka bir aşk mümkün mü? Elbette, diyor bir ses. Ve o ses, oturuyor karşıma. Hepsine bir anlam yükleniyor, diyor. Anlamını anlamayan bir sürü adamla birlikte oldum şimdiye kadar. Hala gözyaşım mevcutmuş bedenimde. Senden önemli ona şaşırıyorum şu sıra. Ve başka aşka geçmeden önce seni kusuyorum bu sayede, belkide. Haksızlık ettiğim yanımdaki adama bakıyorum, onun için üzülemem.
Sigaram bitti. Bu bile üzülebileceğim şeylerden bir tanesi iken duygularımı açığa çıkaracak ilk harekette yine düşeceğim hissi...
Kül tablası dolmuş, bir sürü boş şişenin arasından geçip kafamın kazan oluşunu kutluyorum sadece, bu gece.
Arkası dönük fotoğraflardan korkuyorum, fotoğraflardan ve an biriktirmekten korkuyorum. yazı yazmaktan korkuyorum, yazdığım yazıların hep aynı kişiyle ilişik olmasından daha az,  yanımda yatan adamı koklarken arkası dönük fotoğrafları düşünmekten daha çok.
Silinmiş olan ya da silikleşecek anılardan korkuyorum. gittiğin gerçekliğinin sıcaklığı yüzümde. Yanımda yatan adamın sıcaklığını hissediyorum. Çok sıcaksın diyor ya, o zaman kendime küfrediyorum, çokça. Artık sana daha az.
Şarkı bitti. zaten vakti doldu. Şarkının, arkası dönük fotoğrafların, anların.
Şarkıyı baştan açabilirim ama fotoğrafları döndüremem, anları hiç.
İnce bir sızı dinliyorum. çok derin değil ama çok içten gelen. Başka bir aşk istiyorum, çok derin değil ama çok içten gelen.yine.








2 May 2013

kapılar hep çarpar

Üç kez dinlediğim şarkının hemen ardından ve bir ay sonra ilk kez gerçekten kendimi dinlediğim zaman diliminde, sıkıştırılmış ve pek umursanmayan hisler kumpanyasında, hüznün alabildiğine gülümsettiği günden merhaba.
Kendimi dinlememeliymişim, hala!
Ölümü kabul etmek gibi... Kabul edilmesi kendi bencilliğinin ürünü. Gidene ağlanılmaz hiçbir zaman! Gidenin neden gittiği daha önemliymiş gibi! Onsuz ne yapılacağı düşünülür. Gidenin gittiği andan itibaren gidene ağlandığı süre o ilk an. İlk 5 dakika. Salaklaşmayla yutkunamama arasındaki ince çizgi. Bütün kelimelerim bir araya geldi sana küfrediyorlar. Sessizce.
Kapı çarpıyor duyuyor musun? Kapılar hep çarpar, her gidişte. Gitmenin güzel olduğundan değil de keşke bir kadeh beyaz şarap içip gitseydin. Beyaz şarabım henüz bitti. Şahsına kadeh kaldırıp hepsini içtim. Güzel, kırmızı bir ruj izi bıraktım kadehte. Kırmızı ruju hiç sevmem, sen severmişsin. Gidip kırmızı ruj satın aldım ben de. Nefrette bir şeyin anti teziyse eğer sevmeye tekrar kırmızı rujdan başlayabilirim. Önce kırmızı ruju severim. Sonra yine kendimi severim. Kendimi çok seversem seni sevdiğimi unutur kuşları severim mesela. Evdeki kuş motifli tahtadan da nefret ederdim. Sen, çok seviyorsun diye yalan söylemiştim. Belki onu da severim, kendimi çok seversem eğer. Böylece seninle alakalı her şey kaybolur.. Sen olduğun için değil, olmadığın için olmuş olur her şey. Ve ben, olmadığın için mutlu olurum. Ve son kez, seni de affederim.
Yine bir gün..

-kapılar hep çarpar...

 http://www.youtube.com/watch?v=5rwlxwj8rv8

12 Mar 2013

yağmur ve her yer mavi

bugün hava kötüydü.

aslında iyi başlamıştı her şey. kısmen...
hava da fena değildi aslında ilk etapta, fena olmayan diğer her şey gibi. az biraz.
sonra lodos çıktı bi yerlerde, bi yerlerde biri ağladı, biri öldü.
ağırlık çöktü havaya. grinin bütün tonları birbirine girdi.
griyi hiç sevmem. net olarak beyaz sevmediğim gibi.
yağmur yağdı sonrasında, çok yağmur oldu etraf.
iyi başlamıştı aslında her şey.

sonra bi kare gördüm bi yerlerde. deklanşörden henüz çıkmış.teknoloji işte.
bi yerlerde değil de, bi yerde bi kaç kişi gördüm, deklanşörden henüz çıkmışlardı.
gölgem düştü önüme, dışarısı çok yağmur.


-

 





16 Şub 2013

cenin


...ve akşam oldu, ben yine unuttum
sabahlar yine nefessiz.
sessizlik hiç bu kadar gürültülü olmamıştı.
hiçbi' an.
gürültü hiç bu kadar tatlı olmamıştı.
kaçamak gibi,
kaçamamak ya da...
kaçmak kendinden, ilerleyememek veyahut.
bir sürü boş kelime türettim. bedenimden.
 direnmek için.
cenin pozisyonunda sancıdı bedenim, en saf haliyle.
yine sabah oldu korkusu.
hiçbir korku satın alamadım üzerine.
ölüm gibi. ölememek daha doğru!





bazı güzel adamlar











vardır.
bazı güzel adamlar gelirler, güzellik yaşatmak için. ne zaman geldi de bu kadar ışık oldu.
bazı güzel adamlar, vardı.
bazı güzel adamlar giderler, güzelliklerinin çoğunu alarak.
bazı güzel adamlar çok güzel giderler. kızamazsın.
bazı güzel adamlar, siz gittikleri yerde kalsanız da ilerlerler.
bazı güzel adamları sonrasında bi karede görürsün. geleceğe kürek çekerken. hep aynı gülümseme.
bazı güzel adamların bir daha hiç gelmeyeceğini bilirsin.
bazı güzel adamlar hiç yok.
bazı güzel adamlar hep en güzel adam olarak kalırlar.

8 Şub 2013

üzgün adam vs.

Tango öğreneceğim. Tangoyu neden öğrenmek istediğimi bilmiyorum. Asilliğim kusuyor kendini.
Omlette ilerleyeceğim. Omletimi başka güzel adamlara ikram edip küçük mutluluklar satın alacağım.
Küçük mutluluklarımla İsviçre'ye gideceğim. Neden İsviçre, bilmiyorum. Bundan bilmem kaç gün evvel, dart oynarken sıkılıp oturduğum eski koltukta gittim İsviçre'ye. 'Bazı şeyler bitmeden bazı şeyler başlamıyor.' dedi telefonda konuşan kız. Neden dedi, bilmiyorum. Üzerime aldım ben de. Biri bana bi adam çizdi, bugün. Neden çizdi, bilmiyorum. Adam üzgündü. Çizen, üzgün durmuyor dedi. Bence üzgündü. Üzgün adamlar aldım üzerime. Neden, bilmiyorum.

Senin bunların hiçbirinden haberin yok. Senin tango öğrenmek istediğimden haberin yok. Senin İsviçre'ye gideceğimden haberin yok. Senin bugün adamın birinin bana üzgün adam çizip verdiğinden haberin yok. Senin benden haberin yok.

Güçlü  kadın olacağım, kendime güçlü kadın çizdim. Üzgün adamın yanına koydum.

Senin tek bildiğin kendi bencilliğin.


2 Şub 2013

tersyüz.



bir tuvalet kağıdına sümüklerinizi sildikten sonra gözyaşlarınızı da siliyorsanız, orada bi terslik vardır.
bi terslik vardı.
ya da her şey dümdüz!

__dokuz ocak ikibinon üç..



1 Şub 2013

yirmi beşinci gün.


Bi' an da aklına geliyor. Pat diye..Televizyon izlerken, bilgisayarda.. Başka şeyle uğraşırken.
Bi' an da.
Durduğun yerde duramamak ne demek o an anlıyorsun işte.
Kabına sığamamak deyimini kim, neden söylemiş...
Patlamak ne demek, o an farkediyorsun.
Kapalı ortamdaysan ve bi' de teksen orada. Kaçacak kimse yoksa yanında, sığınacak ses.
Ölmek ne demek o an anlıyorsun.
Nefes alamıyorsun. Nefes al, diyo içindeki ses.
Sadece hızlı hızlı soluyorsun.
O an, kalp hastaları ne hisseder onu anlıyorsun.
Aynı anda ameliyathane önündekiler nasıl telaşla yürür onu da anlıyorsun.
Bi aşağı bi yukarı evin koridorunda...
Solumakla aynı oranda ağlamak istiyorsun, gözünde yaş yok.
Sonra boğuk bi'ses çıkıyor. Senin sesin.
Ses sana yabancı, sen sese. Sesine..
İşte o an, ağlamayı bırakıp böğürüyorsun.
Kalbin daha hızlı atıyor. Hiç geçmeyecek gibi. İşte o an, panik atak hastalarını anlıyorsun.

Tüm bunlar sadece iki dakikada oldu. Bugün.. Ve ben ,ölememeyi anladım.
Ve sana lanet okudum.Bbir parça lanet.. Sonra hemen geri aldım.
Çünkü lanet olsun, giderken somut hiçbir şey bırakmadın.
Öyle güzel gittin ki, kızamadım.
22  ocak 

&
ve ben o günden sonra hiç ağlamadım. soyut zamanın somutluğunu anlamaya çabaladım. geçer
dedikleri zamanın zamansızlığında yaşamak gibi. anlayarak. her salisesini. anlamlandırmaya çalışarak ya da.
bir daha koklayarak öper miyim diye sordum çokça, öpersin dediler koklayarak da.
şimdilerde koklayarak öptüğü biri tarafından terk edilen arkadaşım eski koklayarak öptüğünü düşündü.
Başka bi arkadaşım beni anlamıyor artık.  kavga ediyoruz, diye yanımda iç çekti. Bi arkadaşım ayrıldığı sevgilisini geri kazanabilmek  için benden yardım istedi. genelde hepsi kendi halindeydi. kendi kendimize çay içtik, kahvaltı ettik, uyuduk, bi arkadaşımın dediği gibi rakı içtikten sonra uyuşan elimizi diğer elimizle birleştirerek uyuduk. uyuyabildik. uyuyabildiğimize şaşırdık. güldük, yemek yedik. bunlara da şaşırdık. 

Sen gideli oldu baya.
ilk gün nefes alamadım, uyumadım, yemedim.
ilk bir hafta aynı kıyafetler vardı üzerimde, ev benim değil. insanlar geldi, oturduk içtik, dışarı çıktık. sonra başka bi arkadaşın evinde içtik, kafamız hep iyi dolaştık. ev benim değil. yeni ayrılan başka arkadaşımla paylaştım yatağı. O, alışkanlıkla uyurken sarıldı bana. 
sabahları öldüm. 
onuncu gün maneviyatla birleştirdim ayrılığı. ruhların yirmi bir gramını tartıştık arkadaşlarla, arkadaşlar iyidir repliği yardım etti. o gün hiç eğlenmediğim kadar eğlendim. 
on dördüncü gün ilk defa yalnız uyandım. ilk defa evde yalnız kaldım. boğuldum. o günden sonra hiç ağlamadım, henüz.
on altıncı  gün yanlış dilek dilediğimize karar verdik arkadaşımla. İyi sevişen buluruz, iyi koklayan da ama gitmeyen bulur muyuz? cümlesiyle iki farklı şehirden aynı anda iç çektik.
yirminci gün evin eşyalarını birlikte seçtiğimiz geldi aklıma. Yatak çarşafı için kafa kafaya verip deseni hakkında düşünmüştük. Başkasıyla uyuyacağını düşündüm sonra, lanet ettim biraz.
yirmi ikinci gün çok az aklımdaydın. ilk hafta seni düşünürken aklıma yemek yemek gelirken, yirmi ikinci gün yemek yerken aklıma geldin. bu kadar az aklıma gelebildiğine şaşırdım.
Yirmi dördüncü gün yani bugün, altı gün sonra yine rüyamda görerek uyandım seni. küfrettim, geri uyudum.
ve sanırım iyiyim. 













19 Oca 2013

aynı şeyler. adam farklı. zaman farklılaştı

sevmek bencilliğin ürünüymüş. Biri öyle dedi ya da bi yerde okudum. hatırlamıyorum.
belki de ben uydurdum. ihtiyacım var şu ara. uydurmaya yani.

sen gittin, bana meteor çarptı. deprem oldu, yağmur yağdı.
sen gittin, yarım kaldı. onca söz, kelime, nefes.
sen gittin, diğerlerinden farkın kalmadı.
geriye bakıldığında tebessümle hatırladığım şeyler.

bir de sabahlarımı alın benden. sabahları boğuluyorum, sabahları yokum....