16 Eki 2013

Ağız dolusu

Ağız dolusu kusmuk diliyorum sana. Ağız dolusu konuşuyorum duyuyor musun?
Neyse işte, ondan.
Klavyenin tuşlarını göremeyecek kadar karanlık ortalık ya da gözlerimi kapatmışım sana.
Düşünmeden yazıyorum da hiç düşünmeden konuşmuyormuşum, farkettim.
Özenle seçiyorum harfleri bile. Tek tek, yavaş yavaş...
Ortalık pek sessiz. 'Çıt' bile gitmiş, o derece yalnızım bu gece!
Şarabım yok, tütünüm bitmiş. Sen kimsin ki tanımıyorum aslında, sadece yazıyorum...
Bi çift vardı yanımızda, sonradan ortamı terk eden. Kendimle ilgili tüm büyüyü onlar bozdu!
Adamın yüzü kadının suratında dolaştı, kadının yüzü adamın omzuna değdi. Başını kaldırıp bi gülümsedi.
Sonra, ben öldüm.
Çok güzellerdi, çok seviyorlardı belki çok sevişiyorlardı.
Ağız dolusu kusmuk diledim sana, o an.
Sonra unuttum.

Ağız dolusu kusmuk, ağız dolusu tıkırtı, ağız dolusu lakırdı, ağız dolusu baş ağrısı, ağız dolusu küfür, ağız dolusu öpücük biriktirdim. Yalnız olduğum her gecenin anısına...

13 Eki 2013

no name

Kafam iyiyken yazılar yazıyorum. Bazen kafam hep iyi.

Yazı yazmaya bile üşenir olmuş bu bedenin ve zihnin sancıları, seninle aynı yatağa girdiğinde çığlık oluveriyor. Nasıl ya da ne şekil bilmiyorum. Tenlerin birbirine değip yandığı yerde başlıyor hikayemiz ve aynı yerde bitiyor. Eskilerden kalan pek çok yanık var üzerimizde, atamadığımız. Bizimki başka türden.. Ya da başka türden olduğuna inandırmak istiyoruz beynimizi. Ya kafamızın hep güzel oluşundan ya da inadına ayık olduğumuzdan hayata karşı, başkalaşamıyor ve tenlerimizin birbirine değdiği anda kalıyoruz. Başka söyleyecek kelimemiz yok!

Kalkıp tütün sarayım en iyisi. Gider balkonda içerim. Sonra bedenime büyük gelen iki kişilik yatakta kıvrılır yatarım...